10 Eylül 2009 Perşembe

bitirmiş...

Dolmuşa bindi, kendini kaybediyor gibiydi. Ne yapacağını bilmiyordu. Halsizliğini "kemiklerim kırılıyor" diye ifade edebilirdi. Ama "anlamadım neren?" diyecek kimse yoktu ki neden desindi. Yalnızlık bi insana bu kadar neden koyuyordu. Kimse yalnız değil miydi? Herkes yalnızdı bu sistemde hani! Kİmse yalnız gibi görünmüyordu. Nedense "ben daha yalnızım" hissi vardı içinde. Tutuna tutuna bir yere oturdu nihayet. Güneş özellikle bi insana bu kadar vurabilirdi bir hüzme içinde geliyordu ışınlar. İki gözünü kaynak almış gibi kırpıştırıp kıstı. Bu koltuğun neden boş kaldığını anladı. Ücret olayına gelmişti sıra. İçinde lap top olduğu düşünülsün diye lap top çantası taşıyordu. Ama içinde lap top yoktu. Üç beş gereksiz şey bir de bitmeyen kitabının dışında. Açıp kapadı çantayı bozuk para aradı. Ama çantaya para koymadığını hatırladı. Cüzdanın bozukluklar için ayrılmış tek elle açması da kapaması da müthiş zor olan bölümünü yine zor açtı. İçinden iki lira çıkardı. Uzattı kimse almayabilirdi de ama birisi almıştı. Şöförün yanında oturan şöför kankası dediğimiz adam iki el değiştiren parayı aldı. Şöförden daha uslanmaz bi tipti bu. Çirkinlikse allahı bu adamdaydı. Bu adam da yalnız değil miydi yani kim öpüyor bu adamın dudaklarını diye içinden geçirdi, kendine kızacak bir şey bulmuştu yine. Kahramanımız bu sırada kız almaya gitmiş de kahvesini bekliyormuş gibi bacaklar omuz hizasında bir çinliyi andıracak kadar gözlerini kısmış bi halde oturuyordu. Parayı eline alan bu beş parasız adam parayı alır almaz şöföre dönüp "bitirmiş pezevenk" dedi. Ne yani okulu bitiridiğini bu adam nasıl anlamıştı ki? Dolmuşlarda öğrenci ya da tam diye bi şey yoktu mesafe usulü ücretlendirme vardı. Şöför: Hadi yaa vay puşt dedi. Göbekli biri gibi dolu dolu ve distorşın bi sesle gülerek kankasına destek vermişti. Kahramanımız yine gerilmişti işte. Acaba kızarıyor muydu. Bembeyaz suratının her yerde böyle olup "benim, benim evet ben bitirdim" diye bağırması mı gerekiyordu. Halbuki kimbilir kim bitirmişti. Ama artık kesindi kendisinin bitirdiğini burada da herkes biliyordu. Başarısız ve beş parasız olduğunu ise sağır sultanın duyması ise en az kafaya taktığı şeydi artık. İnmeliydi bu dolmuştan. İnecek var dedi. Bu titrek sesi çıkaran adamı herkes görmek ister gibiydi sanki. Baktığı herkesle bir kez göz teması kuruyordu. Daha fazla etrafına bakmayı kesti "müsait bi yer" dedi. Şöförün daha dikkatli bakma nedeni ise bu adam harbi harbi indi bindi yapıyordu galiba... Trafik hiç de müsait değildi. Tam da durmadı zaten. Atlamasını bekliyordu. Üstüne olmayan takım elbisesi ve lap top çantasıyla hiç de atlayacak birine benzemiyordu "kahraman". İner inmez derin bi nefes aldı. Güneş dolmuştaki gibi yakıcı değildi. Rüzgar kravatını omzundan sırtına doğru yapıştırmıştı. Düzeltti. Dolmuşun içindekiler klip çekiyormuş gibi camdan dışarı buğulu ve halsizce bakmaya devam etti. Şöför "kaça aldın köpeği" dedi. Çirkin kral "almadık ya bizim oğlanın bi arkadaşı bakamamış vermiş" dedi. Abi iti doyuramıyoruz dedi ne verdiysek bitirmiş...